Rize Antalya Otobüs Bileti

Rize Antalya otobüs bileti fiyatları hakkında tam bilgi için arama kutusunu kullanınız.

YÖRESEL HALK EDEBİYATI: Antalya yöresi halk edebiyatında Yörük ürünleri özgün bir bölüm oluşturur. Yürükler, Anadolu’ya geldikten sonra kendilerine özgü niteliklerini yitirmeden sürdürebilen birkaç topluluktan biridir. Kapalı bir yaşam süren Yörükler’in bu özelliği, geleneklerinin göreneklerinin yanı sıra halk edebiyatını oluşturan ağız, dil, deyiş gibi öğelerin de özgün biçimlerini korumasını sağlamıştır.

YEREL AGlZ: Antalya yöresinde uzun dönemler boyunca sürdürülen kapalı yaşam, yörenin özgün dilinin, deyiş özelliklerinin korunmasını sağlamıştır. Kuşaktan kuşağa, babadan oğula aktarılan halk öykülerinde, yerel dilin incelikli özellikleriyle bölge insanının düş kurma, imge yaratma gücü karşılaşır. Karatekeli Abdal Dayı’nın anlattığı “Bir Peri Masalı” buna güzel bir örnektir: “Bir Peri Masalı”: Vakıtın birinde bir derebeyi varmış. Her gün bir gocağarının kapusunun öğünden geçermiş. Gocağarı da tulukta dövdüğü yağın ayranını döker; ayran da duvarın dibindeği delikten sokağa akarmış. Derebeyi bundan istillenerek: — Hu beyaz şeyler nola acab? deye sordurmuş. — Benim bir gizim var; her gün sabunla yünür de sular zokaa akar demiş. Halbuki gocağarının öle gizi falan yoğumuş. Derebeyi bekar olduğuçun gizi gocağarıdan istemiş, oda vermiş. Düğün dernek kurulmuş, gelini götüre- gelmişler. Bu sefer gocağarı nedeceğini şaşırmış: — Benim gizim pek utanır; mayfaya (mahfe) kendim bindireceğem alıb varacağım demiş. Yolda giderlerkene denizin yalısına vardıklarında gocağarı evde gelin esbablarım geydürdüğü gayfa dibeğini denize fırlatmış hemen: — Gizim gendini denize attı, diye basmış ünü. Çabuk dalgıçlar atılmış, gizi denizin dibinde araya varmışlar. Meğersem denizin dibinde peri gizinin anası saçlarını darayıp örgülermiş. Gocağarınm attığı gayfa dibeği önlerine düşünce: — Hay gizim, senin kısmatın buyimiş, diye gelin urbalarını sırtına geydirmiş ve ona: — Aynan güneş baban ne yapar? demedikçe laf etme, deye ant vermiş. Dalgıçlar gezerkene periğızım alıp çıkarmışlar. Gocağarı periğızım görünce çoklamış sevinmiş. Böğlece periğızım saraya götürmüşler. Lâkin periğızı namalal derebeyine laf söylememiş. Derebeyi oğadak çalışmış söyledememiş. Canı sıkılmış: — Giz üstüne evleneceğem demiş. O da saçlarını göstermiş: sankıma saçının teli gagak evlen demehmiş. Derebeyi periğızım o sarayda yalınız bırağarak başka bir evde tekrar evlenmiş. Bir gün yenğarısı görmeye getmiş, periğızı güle oynaya eşini garşılamış. Gayfaltı vakıtı gelmiş; periğızı oturduğu yerden “gel ma, gel” demiş mangal gelmiş, “gel dığııı (tava) gel” demiş, dığın gelmiş, “gel yağ” demiş, yağ da enmiş. Ataşta kaynayı batan yağın içine kollarını sıvayarak on parmağa on balık değerek ellerini batırmış. Dıgının içinden on dane gızarmış balık görünegomuş. Zovrayı, ekmeyi, çatalı, suluzırtlağı (limon) hep böyle ayağna önleyerek getirtmiş; buyurun demiş. Gayfaltıdan sora evel gibi hepsine buyurmuş; hepsi yatağna gitmiş.

Rize Antalya Otobüs Bileti Fiyatları

Yeneğlin (yeni gelin) bunu böyle görünce o da gendi sarayına vardığında mangalı, dığı- nı, yağı çağırmış; hiç biri gelmemiş: — Ocağ sönesiler, daha acamı da ondan gelmiyorlar. Topunu cariyalarına getirtmiş kollarını sıvamış, dığında yapın batan yağa ellerini batırmış, elleri yanmış; ciğerine vurmuş. Ağşamağdar ölmüş olduğundan tasalara dalmış. Bey kursağının daralmasından ava getmiş. Dağda uluşamm sayasına oturmuş dinleniyormuş. Işama iki guş gönmüş. Biri öt eğ ne şöyle demiş: — Hu derebeyine canım çok üzülüyor; ger bilse de avradına “aynan güneş baban ne halda acaba” dese avradı laf söyler demiş. Meyersem derebeyi guş dilinden ağmyormuş. Goşarak periğızının sarayına varmış: — Ayol, acaba aynan güzel baban ne haldalar, demiş. O zaman periğızı gülerek ona şakaca laf etmiş. Derebeyi sevincinden yüz gurban kesmiş. Ölünce gadar o gızla geçinmiş gitmiş. Onlar ermiş muradına, biz çıkalım gilaverine (“Türk Akdeniz”, s.l, 1937). Elmalı yöresinde anlatılan “Padişahın Kızı ve Uşağı”adlı halk öyküsünde de benzer özellikler görülebilir. Yalnızdam Köyü’nden Hatice Korkmaz’ın dilinden anlatılan bu öykü, yerel dilin olanaklarını masal evreni içinde sergilemektedir: “Padişahın Kızı ve Uşağı”: Evveli evvel iken, deve tellâl, pire bakkal, kedi berber iken, bir varmış, bir yokmuş, bir padişahın bir Arap uşağı varmış. Padişahın hizmetini görür, onun işlerini yaparmış. Günlerden bir gün, padişah gezmeye gitmiş. Git bunda, gel bunda derken yolu bir göl kenarına denk gelmiş. Gölün kenarında iki kadın çakıl taşlarıyla oynarmış. “Acaba bunlar burada ne yaparlar?” diye merak etmiş. Onların yanına varınca sormuş: “Siz burada çocuk gibi taşlarla niçin oynarsınız, sizin işiniz yok mu?” demiş. Kadınlar da: “Biz çöp çatan çiftleyici meleğiz” cevabını vermişler. Padişah bunu düyunca: “öyleyse söyleyin bakalım, benim kızı kim ile çiftlediniz?” demiş. Melekler de “Kapındaki Arapla” cevabını vermişler. Padişah bir kahkaha atmış: “Bırakın bu martavalları bana okutmayın; ben hiç kızımı kapımdaki uşağa verir miyim?” demiş ve oradan uzaklaşmış. Kalbine bir şüphe doğmuş, hemen geriye dönmüş saraya gelince Arabi çağırmış, eline birkaç yüz altın verip azatlamış. “Haydi git yolun açık olsun. Bu paralarla kendine bir iş bul” deyip uşağı uğratmış. Arap, az gitmiş, uz gitmiş, dere tepe düz gitmiş. Tam altı ay bir güz gitmiş. Derken bir köye rastgelmiş. O köye yerleşmiş. Sonra da çok zengin olmuş. Günlerden bir gün üç beş arkadaş olup gezmeye gitmişler. Bir gölün kenarına gelince: “Şurada biraz dinlenelim” demişler. Yemeklerini yedikten sonra uykuları gelmiş; “Birazcık kestirivere- lim” diye yatmışlar; hepsi de derin bir uykuya dalmış. Yalnız içlerinden biri, Arap uyumamış. Etrafına bakarken gözü bir ördeğe ilişmiş. Siyah ördek suya girip çıkınca beyaz oluyor, tekrar suya girip çıkınca siyah oluyor. “Bunda bir hikmet var” diyerek o da, soyunmuş ve suya girmiş. Yıkanıp sudan çıkınca vücuduna bir de bakmış ki bembeyaz. Hemen giyinmiş, o sırada diğer arkadaşları da uyanmışlar. Ona sormuşlar: “Yahu yanımızdaki Arap nereye gitti acaba?” O cevap vermiş ve ne yaptığını anlatıvermiş. Arabın sözüne diğer arkadaşları da inanmış. Arap beyaz olduktan sonra, yerleştiği köyden kalkıp padişahın memleketine gitmiş. Oraya varınca, zenginliğini belli ettirecek hareketlerde bulunmuş. Kısa bir zamanda kendisini bütün şehir halkına tanıtmış. Padişahın saraylarından üstün saraylar yaptırmış. Bir gün vezirler onu padişaha haber vermiş. Padişah: “Çağırın da göreyim. Bakalım neyin nesidir” demiş. Vezirler zengin olan Arabi çağırmışlar. Arap padişahın huzuruna çıkmış. Padişah kendisini tanımamış. Biraz ileri geri konuştuktan sonra Arap huzurdan ayrılmış. Aradan günler geçmiş. Arap padişahın kızım istemeye karar vermiş. Elçiler göndermiş, padişahtan kızı istetmiş. Padişah gelen elçilere: “Konağından sarayıma kadar halı döşetirse kızımı ona veririm” demiş. Arap ertesi gün halıları döşetmiş. Padişah sabahleyin bir de bakmış ki sarayın kapısına dek nâdide halılar döşenmiş. Sözünde durmuş ve kızını Araba vermiş. Padişahın kızı Arapla evlendikten birkaç gün sonra bakmış ki kocasının belinde bir kemer var. Kemeri usulca çıkarmış. O anda gözleri faltaşı gibi açılmış. Meğerse kemerin altı simsiyahmış. Bunun sebebini kocasına sormuş. Kocası da başından geçenleri olduğu gibi anlatmış. Kız, padişah babasının yanına varınca: “Babacığım, babacığım! demiş. Beni verdiğin adam bizim kapıdaki Arap imiş. Belindeki kemerden anladım. Hem kendisi de söyleyiverdi “demiş. Padişah: “Zararı yok kızım. Kader kısmet böyle imiş. Çöp çatan melekler öyle çiftlemiş. Elden ne gelir” demiş.

Rize’den Antalya’ya giden otobüs firmalarının otobüs biletleri listesi için sorgulama yapmanız yeterli.

Popüler Rize Antalya Seferleri
Rize Antalya Otobüs Firmaları